Al-i İmran Suresi 31-32 Tefsir

Al-i İmran Suresi 31-32 Tefsir

Al-i İmran Suresi 31-32 Tefsir : 2- ‘’Âl-i İmrân-31-32’’ Eğer Allah’ı Seviyorsanız Bana Tabi Olun

Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yağfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm

31. Meal: De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.

Muhammed Bilal Nadir Hazretleri bu Ayet-i Kerime ile ilgili bizlere şöyle buyurmaktadır; İzah: Rivâyet olunduğuna göre, Ey Habîbim! De ki: ″Eğer Allah ﷻ’ı seviyorsanız, bana tâbi olun ki, Allah ﷻ da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…″ diye geçen Âyet-i Kerîme nâzil

olduğu zaman, Abdullah İbn-i Ubeyy Münâfığı, ″Muhammed kendine itaati, Allah ﷻ’a itaat gibi sayıyor ve Hristiyanların Îsâ’yı sevdikleri gibi, bizimde kendini sevmemizi emrediyor″ dedi. Bunun üzerine de Ey Resûlüm! De ki: ″Allah ’a ve Resûle itaat edin. Eğer itaatten yüz çevirirseniz, şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez″ diye geçen Âyet-i Kerîme nâzil oldu.

Allah ﷻ’a ve Resûlü’ne itaatin farz olduğuna dair Kur’ân’da çok sayıda Âyet-i Kerîme vardır. Bu sebepledir ki, elli dört farzın yirmi dördüncüsü, Allah ’a ve Resûlü’ne itaattir.

Âyet-i Kerîme’de geçen ″Allah ’a itaat edin″ emri, Kur’ân-ı Kerîm’e tâbi olup onunla amel etmektir. ″Resûle itaat edin″ emri de Resûlullah ’ın emirlerine uymak ve onun yaşadığı gibi yaşamaya ve onun sünnetlerine, Hadis-i Şerif’lerine tâbi olup onunla amel etmeye çalışmaktır. Çünkü Sultan-ı Enbiyâ’nın sünnetlerine tâbi olup, onunla amel ve itikâd etmedikçe, Allah ﷻ’a sevilemezsin.

Allah ﷻ‘a inandığını ve O’nu sevdiğini iddia eden herkesin Allah ﷻ’ın Peygamberi olan Muhammed ﷺ ’e inanması, onu sevmesi ve onun yolundan ayrılmaması gerekir. Resûlullah ﷺ ‘ın yolundan ayrılan herkes, sapıklık içindedir.

Kendisine itaatın şart olduğuna dair Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: ″İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı Cennete girer. ″ ″Yâ Resûlallah! Cennete girmeyi kim istemez ki? ″ denilince,

buyurdu ki: ″Bana itaat edenler Cennete girer, bana karşı gelenler Cenneti istememiş demektir. ″[1]

Yine bu hususta Peygamberimiz ﷺ Hadis-i Şerif’lerinde şöyle buyurmuştur: ″Kim bizim üzerinde bulunduğumuz yolun dışında başka bir amel işlerse, o amel reddedilir.[2]

″Kim benden sonra öldürülen (unutturulan) sünnetimi diriltirse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse Cennette benimle beraber olur. ″[3]

″Her kim benim sünnetimi ihyâ ederse, beni sevmiş olur. Beni seven kimse ise Cennette benimle beraberdir. ″[4]

″Bu Kur’ân, ondan hoşlanmayanlara muhakkak zor gelir. Ona tâbi olanlara ise gâyet kolay gelir. Benim hadisimden hoşlanmayanlara da hadisim muhakkak zor gelir. Ona tâbi olanlara ise, gayet kolay gelir. Her kim benim hadisimi dinler, ezberler ve amel ederse, mahşer günü Kur’ân ile gelir. Her kim de benim hadisimi önemsemeyerek hor görürse, yemin olsun ki Kur’ân’ı hor görmüş olur. Kim de Kur’ân’ı hor görürse, dünyâ ve ahrette hüsrâna uğrar. ″[5]


[1] [1] Sahih-i Buhârî, İ’tisâm 2. Riyâz’üs-Sâlihîn, Hadis No: 158.

[2] [2] Sahih-i Buhârî, İ’tisam 20; Sulh 5; Sahih-i Müslim Akdiye 8 (17).

[3] [3] Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 139. Ayrıca bakınız: Sünen-i Tirmizî, İlim 16.

[4] [4] Muhtâr’ul-Ehâdîs’in-Nebeviyye, Hadis No: 1128; Kenz’ul-Ummal, No: 933.

[5] [5] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 133/7, 227/11.

[1] [1] Sahih-i Buhârî, İ’tisâm 2. Riyâz’üs-Sâlihîn, Hadis No: 158.

[1] [2] Sahih-i Buhârî, İ’tisam 20; Sulh 5; Sahih-i Müslim Akdiye 8 (17).

[1] [3] Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 139. Ayrıca bakınız: Sünen-i Tirmizî, İlim 16.

[1] [4] Muhtâr’ul-Ehâdîs’in-Nebeviyye, Hadis No: 1128; Kenz’ul-Ummal, No: 933.

[1] [5] Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 133/7, 227/11.

″Ancak ben gönderildim ki, Peygamberlerin hâtemiyim ve yaratılış itibariyle de ilkiyim. Bana az söz ile çok mânâlar anlatma kabiliyeti verilmiştir. Bütün fütuhat bana açılmıştır. Hadisler bana kısa ve toplu olarak güzel kelimeler ile çok büyük mânâlı olarak gelmiştir. Siz bu hadislerime uyar ve amel ederseniz helâk olmazsınız. Yalnız hadisimi hiçe sayarak kıymete almayanlar helâk olurlar. ″[1]

Allah ﷻ Sûre-i Necm, Âyet 3-4’te şöyle buyurmuştur:

″O (Muhammed Aleyhisselâm), kendi hevâsından konuşmaz. Onun her konuştuğu, Allah tarafından vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir. ″

Peygamberimiz ﷺ sünnetini hafife alarak yüz çeviren kimseler hakkında şöyle buyurmuştur:

″Kim hafife alarak sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. ″[2]

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Ruhül Beyan tefsirinde bu Âyet-i Kerîme ile ilgili bilgileri bizlere şöyle aktarmıştır; “De ki: Eğer siz Allah ﷻ’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah ﷻ da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” Bu ayet-i celile, Peygamberi- miz ‘in; Ka’bibn Eşref ve adamlarını imana


[1] [6] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 4983; Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, Hadis No: 10163; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 139/5.

[2] [7] Sahih-i Buhârî, Nikah 1; Sahih-i Müslim, Nikah 1 (5).

[1] [6] Beyhakî, Şuab’ul-Îman, Hadis No: 4983; Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, Hadis No: 10163; Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 139/5.

[1] [7] Sahih-i Buhârî, Nikah 1; Sahih-i Müslim, Nikah 1 (5).

çağırması, onların da “Biz Allah ‘ın oğulları ve dostlarıyız” (elMaide, 5/18) diye cevap vermeleri üzerine nazil olmuştur. Allah ﷻ, Peygamberine şöyle buyurmuştur: “Onlara de ki: Ben Allah ﷻ’ın Resulüyüm. Sizi O’na çağırıyorum. Eğer siz Allah ﷻ’ı seviyorsanız O’nun dıni üzere bana uyunuz; emirlerimi kabul ediniz ki Allah ﷻ da sizi sevsin ve sizlerden razı olsun.”

Muhabbet; gönlün, gördüğü kemal sebebiyle bir şeye, meyletmesidir. Bu sebeple insan, kendini ona yaklaştıracak şeye daha fazla önem verir. İnsan, hakiki kemalin Allah ﷻ‘a mahsus olduğunu bildiği, kendinde ve başkasında gördüğü kemalin de Allah ﷻ’tan ve Allah ﷻ’ın tevfikiyle olduğunu ve Allah ﷻ’a nisbet edilmesi gerektiğini idrak ettiği müddetçe muhabbeti ancak Allah ﷻ’a olur ve Allah ﷻ için olur. Bu da Allah ﷻ‘a itaatı dilemeyi ve O’na yaklaştıracak şeyi istemeyi gerektirir. Bu sebeple, muhabbet; “itaatı istemek” şeklinde tefsir olunmuş ve Allah ﷻ‘a itaat, Resûlullah ’a tabi olmak şartına bağlanmıştır.  Bu nedenle mü’min Resûlullah ﷺ ‘a itaate çok önem verir.

“Ve günahlarınızı bağışlasın.” Sizden sadır olan büyük günahlar se- bebiyle kalpleriniz üzerine gerilen perdeleri kaldırsın, sizleri Cenabı izzetine yaklaştırsın, kudsünün komşuluğuna hazırlasın. Bu mana, istiare ve müşakele yoluyla muhabbet diye ifade edilmiştir.

“Allah ﷻ ‘a” taati ile O’na sevgisini izhar eden ve Peygamberi’ne itliba etmek suretiyle O’na yaklaşmaya çalışanlara “çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

Bu ayet indikten sonra şöyle dediler: “Muhammed kendine itaati Allah ﷻ’a itaat yerine koyuyor.  Bizim kendisini Hıristiyanların Meryem oğlu İsa ‘yı sevdiği gibi sevmemizi istiyor.” İşte bunun üzerine şu ayet indi:

Kul etîûllâhe ver resûl, fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn.

32.Ayet: De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.

“De ki: Allah ﷻ’a ve Peygamber’e itaat ediniz.” Bütün emir ve ya- saklarda ona itaat ediniz. Peygamber’e tabi olmanın ilk şartı, O’na itaat etmektir.

“Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah ﷻ kâfirleri sevmez.” Bu, Allah ﷻ’ın onlara muhabbet etmeyeceğinin bir ifadesidir. Aynı zamanda onlara buğzunun ve gazabının kinaye tarikiyle bildirilmesidir. Allah ﷻ onlardan razı olmayacak ve yaptıklarını övmeyecek, demektir.

Bu ayet-i celile, Peygamberimiz ﷺ ‘in şerefine de delalet eder. Çünkü Cenab-ı Hak, kendine tabi olmayı, habibine tabi olmak diye anlatmış ve kendine itaati, O’na itaat olarak ifade etmiştir. Her kim Allah ﷻ’ı sevdiğini iddia eder ve Peygamberinin sünnetine de muhalefet ederse bu ayete göre o kimse yalancıdır. Nitekim denilmiştir ki: ‘’Hem Allah ﷻ’ı sevdiğini söylüyorsun, hem O’na isyan ediyorsun. Allah ﷻ hakkında bunun imkânsız olduğu apaçıktır.

Eğer O’na sevginde samimi olsaydın, O’na itaat ederdin.

Çünkü seven sevdiğine itaat eder.”

Allah ﷻ’ı sevdiğini iddia edip de Rasûlünün sünnetine muhalefet eden, davasında yalancıdır. Çünkü birini seven onun yakın çevresini ve ilgisi bulunanları da yani kölelerini, hizmetçilerini, evini, binalarını, mahallesini, mekânını, davarını, köpeğini, merkebini ve diğer şeylerini de sever. Bu, aşkın kanunu, muhabbetin kaidesidir. Mecnun Amiri, şu sözüyle buna işaret etmektedir:

Diyara uğruyorum Leyla’nın diyarına.

Şu duvar ve şu duvarı öpüyorum.

O diyarın sevgisi kalbimi sarmış zannetmeyin,

O diyarda sakin olanın sevgisi içime işlemiştir.

İmam Kuşeyri(r.a.) şöyle diyor: Allah ﷻ, muktedası Resûlullah ﷺ olmayan kimselere kendini teslim etmekten halkın ümitlerini kestirmiştir.

Kaşani şöyle demiştir: “Peygamber’i sevmek; ancak O’na tabi olmakla, söz, amel, ahlak, hal, siret ve akide ile onun yoluna girmekle olur. Muhabbet davası ancak bunlarla sabit olur. Şüphesiz Peygamberimiz ﷺ muhabbetin kutbu ve görüntü merkezidir. Peygamberimiz ﷺ ‘in yolu muhabbet yoludur. Peygamberimiz ﷺ ‘in yolundan kimin nasibi yoksa o kimsenin muhabbetten de nasibi yoktur. Kim Peygamberimiz ﷺ ’e hakkıyla tabi olursa o kimsenin batını, sırrı, kalbi ve nefsi Peygamberimiz ﷺ ‘in batınıyla, sırrıyla, kalbiyle ve nefsiyle uyum sağlar. Bu durumda o, muhabbete mazhar olur.

Bu münasebetle Peygamberimiz ﷺ ’e tabi olan kimsenin, Peygamberimiz ﷺ’e tabi olduğu miktarda Allah ﷻ sevgisinden nasibi vardır. Bundan sonra Allah ﷻ o kuluna muhabbet eder. Bu muhabbetin nuru da Peygamberimiz ﷺ ‘in ruhundan o mü’minin kalbine sirayet eder. Bu da son derece süratle, belki bir anda tecelli eder. Eğer Allah ﷻ’ın muhabbeti olmasa onu seven birisi olmaz. Allah ﷻ’ın muhabbeti olmadıktan sonra kul bu makamdan düşer.

Muhabbetullah, som altından daha aziz, daha kıymetlidir. Allah ﷻ kullarını muhabbet makamından daha geneline veya daha genişine çağırmıştır ki bu da irade makamıdır: “De ki: Allah ﷻ’a ve Peygamber’e itaat ediniz”

‘’Yani eğer gerçek muhabbet ehli olamıyorsanız ve Habibime tabi olmaya güç yetiremiyorsanız, en azından itaatkâr müridler olmanız ve emrolunduğunuz şeyleri yerine getirmeniz lazımdır. Çünkü mürid, murada yani önce Allah ﷻ’a sonra mürşidine itaat eden, emirlerini yerine getiren demektir. Eğer bundan yüz çevirirse hicabdadır. Allah ﷻ’ı sevmekten perdelenmişdir.”

Buhari’nin rivayetine göre Abdullah bin Hişam bir gün, Peygambe- rimiz ile beraberdi ve Peygamberimiz ﷺ Hz. Ömer’in elini tutuyordu. Ömer (r.a.) dedi ki:

“Ya Resulallahﷻ, nefsim müstesna olmak üzere sen bana her şeyden daha sevgilisin.” Peygamberimiz ﷺ buyurdular ki:

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah ﷻ’a yemin ederim ki sizden hiçbiriniz ben ona nefsinden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olamaz.”

Hz. Ömer dedi ki: “Şimdi vallahi sen bana kendimden daha sevgilisin!” Bunun üzerine Peygamberimiz ﷺ:

“İşte imanın şimdi kâmil oldu ya Ömer!” buyurdu.[1] Yine Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Ümmetimin hepsi cennete gireceklerdir. Ancak imtina edenler müstesna.”  Bunun üzerine ashab: “Cennete girmeyi kim istemez ki?” dediler. Peygamberimiz ﷺ:Bana itaat eden cennete girer. Kim de bana asi olursa o cennete girmeyi istememiştir. “[2]

Cabir bin Abdullah şöyle anlatmıştır: “Peygamberimiz ﷺ bir defa- sında uyurken Melekler geldiler. Biri diğerine dedi ki: “O şimdi uyumaktadır.” Öteki dedi ki: “Gözü uyumakta fakat kalbi uyanıktır?” Dediler ki: “Bu arkadaşınızın bir misali vardır. Bunu bir meselle anlatınız.” Bunu anlatmak için şöyle dediler:

“O, bir adama benzer ki bir ev yaptırmış, sonra o evde ziyafet hazırlamış ve bir çağırıcı göndermiştir. Kim davetçiye kulak vermişse eve girmiş ve hazırlanan yemekten yemiştir. Kim de davetçiye kulak vermemişse eve girmemiş ve yemekten de yememiştir.”

Sonra dediler ki: “Bunu açıklayınız, o da iyice anlasın.” Bunun üzeri- ne dediler ki:

“Bu ev cennettir. Çağırıcı Muhammed ’dir. Muhammed ‘e itaat eden Allah ﷻ’a itaat etmiştir. Muhammed ﷺ ‘e asi olan Allah ﷻ’a isyan etmiştir. Cennet, kurbet; yani Allah ﷻ’a yakınlık ve vuslat ancak Peygamber ’e tabi olmakla tahakkuk eder.

Rivayet olunduğuna göre Mahmud Gazi, Şeyh Ebu’I-Hasan Hara- kanı (k.s.) hazretlerinin ziyaretine gitti. Bir müddet oturdu. Sonra dedi ki: “Üstad, Ebu Yezid Bistami (k.s.) hakkında ne buyurursunuz?” Ebu’l-Hasan Harakani dedi ki:

“O öyle bir insandır ki, onu gören doğru yolu bulur ve apaçık bir şe- kilde saadete erer.” Sultan Mahmud dedi ki:

“Bu nasıl olabilir ki, Ebu Cehil Peygamberimiz ﷺ ‘i gördü de şekavetten kurtulamadı?” Harakani hazretleri cevaben şöyle dedi:

“Ebu Cehil, Resûlullah ‘ı görmedi, sadece Abdullah oğlu Muhammed’i gördü. Eğer gerçekten Resûlullah ‘ı görseydi şekavetten çıkar, saadete kavuşurdu.”

Harakani Hazretleri şöyle devam etti: “Bu söylediğimin delili

Allah ﷻ’ın şu sözüdür: “Onların sana baktıklarını görürsün. Hâlbuki onlar görmemektedirler.” (El-A’raf, 7/198)

Baş gözüyle bakmak insanı bu saadete erdirmez. Bilakis sır ve kalp gözüyle bakmak ve tam tabi olmak insanı mutluluğa erdirir. Peygamberimiz ﷺ ‘in hakiki ümmeti ancak O’na tabi olanlardır. O’na da dünyadan yüz çeviren kimselerden başkası tabi olamaz.

Peygamberimiz ﷺ ancak Allah ﷻ‘a ve ahiret gününe çağırmıştır. Dünyaya ve dünyalığa rağbetten uzak tutmuştur. Allah ﷻ’a yöneldiğin, dünyadan yüz çevirdiğin ve vakitlerini ahiret amellerine sarfettiğin oranda O’nun yoluna girmiş olursun.  O’na ne kadar tabi olursan, o kadar ümmetinden olursun.

Ne kadar dünyaya yönelirsen, o kadar O’nun yolundan ayrılmış, olursun. O’na tabi olmaktan uzak kalmış olursun. Neticede dünya hayatını tercih edip cehennemi yer edinenlerden olursun ki Allah ﷻ bunlar hakkında: “Kim azgınlaşır ve dünya hayatını tercih ederse bilsin ki cehnennem onun varacağı yerin ta kendisidir.” (en-Naziat, 79/37-39)   buyurur.

Seni aldatan şeyleri terkedip kurtulsan, kendine insaf etsen ey adam ki hepimiz o adamız, yani hitap hepimizedir bilirsin ki sen akşamdan sabaha kadar dünya zevklerinin peşindesin ve şu fani dünya ayağıyla yürümektesin, sonra da yarın O’nun ümmetinden ve tabilerinden olmayı arzuluyorsun. Yazık sana, bu zan gerçekten ne kadar uzaktır ve bu tamah ne kadar haddini aşkındır! Allah ﷻ şöyle buyurmuştur: “Biz, müslümanları mücrimler gibi mi tutacağız? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?” (El-Kalem, 68/35-36)


[1] Buhari, Eyman, 3.

[2] Buhari, İ’tisam,2.

Bir Cevap Yaz

Kurandinlee Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *