وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَح۪يمًا

Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ. 

 

Meal: Biz her peygamberi sırf, Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dilese-ler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Al-lah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.

 

Muhammed Bilal Nadir Hazretleri bu Ayet-i Kerime ile ilgili bizlere şöyle buyurmaktadır;  zah: Bu Âyet-i Kerîme hakkında bir grup âlim, Utbe (ra) ’dan şu meşhur hâdiseyi naklederler: Peygamberimiz صلى الله عليه وسلم ‘in kabri yanında oturuyordum. Bir bedevî gelerek: ″Selâm sana Yâ Resûlallah! Allah جل جلاله’ın: ″… Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelip, Allah’tan günahları-nın bağışlanmasını dileselerdi ve Resûl de onlar için Al-lah’tan bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı, tevbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulurlardı″24 diye buyurdu-ğunu işittim. İşte günahlarımın bağışlanmasını dileyerek ve Rabbime benim hakkımda şefaatte bulunmanı isteyerek sana geldim″ dedi ve şu kasideyi söyled - Ey yeryüzündeki efendilerin en hayırlısı ve en büyüğü! On-ların güzel kokularıyla yeryüzünün alçak ve yüksek yerleri hep güzelleşmiştir. Senin bulunduğun kabre benim nefsim fedâ olsun. Orada iffet, orada cömertlik ve şeref vardır. 

 

Sonra bedevî ayrılıp gitti ve bana bir uyku hâli geldi. Rüyâmda Peygamberimiz صلى الله عليه وسلم ‘i gördüm. Şöyle buyurdu: ″Ey Utbe! Be-devîye var ve Allah جل جلاله ’ın kendisini bağışladığını ona müjdele. ″25
Yine bu hususta Enes Radiyallâhuanhu ‘dan nakledilmiştir ki:  Hz. İmam Ali ‘nin annesi Hz. Fâtıma Bint-i Esed vefât etti-ğinde, Resûlullah صلى الله عليه وسلم bu Muşâr‘un İleyhâ‘nın naaşını bizzat kabre indirip buyurdu ki: ″Ey Allah’ım! Senin Nebîn ve önceki Peygamberlerin hakkı için annem Fâtıma Bint-i Esed’i bağışla ve girdiği yeri kendine genişlet. Muhakkak ki sen, merhamet edenlerin en merha-metlisisin. ″26
İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Ruhül Beyan tefsirinde bu
Âyet-i Kerîme ile ilgili bilgileri bizlere şöyle aktarmıştır;
"Biz her Peygamberi Allah جل جلاله 'ın izniyle ancak kendisine itaat
edilmesi için gönderdik." Allah جل جلاله, bütün Peygamberleri ken- dilerine itaat edilmesi ve getirdiklerine uyulması için gönder-miştir. Çünkü Peygamber getirdiğini Allah جل جلاله 'tan getirmekte-dir. Dolayısıyla ona itaat etmek, Allah جل جلاله 'a itaat etmek; ona karşı gelmek, Allah جل جلاله 'a karşı gelmek demektir.
"Eğer onlar" sana itaat etmeyi bırakıp senden başkasının ha-
kemli- ğine başvurarak "kendilerine zulmettikleri," kendile-rini azâpla karşı karşıya bıraktıkları "zaman" nifaktan tevbe ederek "sana gelseler de" tevbe ve ihlâs ile "Allah جل جلاله 'tan ba-ğışlanmayı dileseler, Resul de" tevbe ettikleri zaman Allah جل جلاله 'tan onları bağışlamasını dileseydi "onlar için istiğfar etseydi Allah جل جلاله'ı ziyadesiyle affedici" tevbeleri çok kabul buyurucu, "esirgeyici" rahmeti ile kendilerine çok ihsan edici olarak bu-lurlardı." Eğer, "Sahih bir şekilde tevbe etmeleri durumunda tevbeleri zaten kabul edilecektir. Öyle ise onların tevbesine bir de Pey-gamberin istiğfarını eklemenin faydası nedir?" dersen, derim ki, Tağütun hakemliğine başvurmak, Allah جل جلاله 'ın hükmüne karşı gelmek olduğu gibi Hz. Peygamber’e صلى الله عليه وسلم karşı bir edep-sizlik ve kalbini gamlandıracak bir davranıştır. Dolayısıyla gü-nahı böyle olan birinin ondan da özür dilemesi gerekir"