|
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟ |
Yâ eyyuhellezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilallâhi ver resûli in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhir(âhiri), zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ.
Meal: Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
Muhammed Bilal Nadir Hazretleri bu Ayet-i Kerime ile ilgili bizlere şöyle buyurmaktadır; ″Biz Müslümanlar, (Ehl-i Kitab’a nazaran) sonra gelmiş bulu-
nuyoruz. Fakat mahşer gününde faziletçe en ileride buluna-cağız. Her kim bana itaat ederse Allah جل جلاله’a itaat etmiş olur. Her kim de bana isyan ederse Allah جل جلاله’a isyan etmiş olur. Her kim emîre itaat ederse bana itaat etmiş olur. Her kim emîre isyan ederse, bana isyan etmiş olur. İyi bilinmelidir ki devlet reisi, millet için bir siperdir. Onun önünde ve kumandasında harp olunur. Onunla düşmandan korunulur. Eğer o, millete takvâ ile emreder ve adâletle hükmederse, bu uygulamasıyla sevap kazanır. Eğer takvâ ve adâlet ile hükmetmez ise, bun-dan hâsıl olan günah ona döner.″ 17
Yine Âyet-i Kerîme’de: ″Eğer Allah جل جلاله’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız, ihtilaf ettiğiniz herhangi bir meselede Al-lah جل جلاله’ın kitabına ve Resûlün sünnetine mürâcaat edin″ diye buyrulmaktadır. Yani, eğer siz, Allah جل جلاله’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız, ihtilaf ettiğiniz herhangi bir meselede Allah جل جلاله’ın kitabına ve onun açıklaması olan Resûlü’nün sünnetine mürâcaat edin, demektir. Bu sebeple bir Müslüman, dînî bir konuda ihtilafa düşerse, öncelikle Allah جل جلاله’ın kitâbı olan Kur’ân’da ve Resûlullah صلى الله عليه وسلم ‘ın sünnetinde onu aramalıdır. Bi-zim dînimizin en temel kaynağı bunlardır. Bu ikisini birbirin-den ayırmak mümkün değildir. Eğer bu iki kaynakta da bulu-namazsa, ancak o zaman İcmâ-i Ümmete ve Kıyas-ı Fukaha’ya bakılır. Sünnetin önemi hakkında Resûlullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyurmuştur: ″Haberiniz olsun! Bana Kur’ân ile birlikte, onun bir benzeri
sünnet de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurul-muş olan bâzı kimselerin: ″Bize Kur’ân yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz, onu helâl; neyi de haram görmüşse-niz, onu da haram kabul edin″ diyeceği zamanlar yakındır.