«
Nisâ-13-14

Nisâ Suresi 13/14 Kim Allah’a Ve Peygamber’e İtaat Ederse

Tilke hudûdullâh(hudûdullâhi) ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlikel fevzul azîm.

13. Meal: İşte bu (miras hakkındaki hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.  

Muhammed Bilal Nadir Hazretleri bu Ayet-i Kerime ile ilgili bizlere şöyle buyurmaktadır;

İzah: Vasiyette adaletli olmak gerektiğine dair Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Bir adam yetmiş sene hayır ehlinin işlediği amelleri işler de vasiyette bulunduğunda vasiyetinde adaletten saparsa, amel defteri bu kötü ameli ile kapatılır ve Cehenneme girer. Bir adam da yetmiş sene kötülük ehlinin yaptığı amelleri yapar da vasiyetinde adaletten ayrılmazsa, amel defteri hayırla kapanır ve Cennete girer.” Sonra Ebu Hureyre (r.a): “Dilerseniz Süre-i Nisa, Ayet 13-14’ü okuyun” buyurdu.[1]

Bu Hadis-i Şerif’te, vasiyette bulunan kişinin, vasiyette bilerek Allah’ın emrine karşı gelip adâletten ayrılma durumu örnek olarak verilmiştir. Âyet-i Kerîme’de mîras emriyle ilgili olarak Allah’u Teâlâ: ″Her kim de Allah’a ve Resûlüne isyan edip hudûdu ahkâmını çiğnerse, Allah’u Teâlâ onu Cehenneme girdirir…″ diye buyurduğu için bu hüküm, vasiyeti yerine getirme hususunda ve mîras taksiminde, Allah’ın hudûdu ahkâmını çiğneyerek Allah’ın emrine karşı gelen herkes için geçerlidir.

Allah’ın hudûdu ahkâmını aşmadan vasiyeti yerine getiren ve mîras taksimini haksızlık yapmadan paylaşan kişiler için de, günahkâr da olsalar, bunların günahlarının affedilip Cennete girecekleri vaad edilmiştir.

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Ruhül Beyan tefsirinde bu Âyet-i Kerîme ile ilgili bilgileri bizlere şöyle aktarmıştır;

‘’Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar, işte büyük kurtuluş budur.’’ “Bunlar”; yani yetimler, vasiyet ve mirasla ilgili olarak geride geçen hükümler, “Allah ﷻ’ın sınırları”, aşılması caiz olmayan çizilmiş sınırlara benzeyen kanunlarıdır. “Kim” aralarında burada tafsilatı verilen hükümlerin de bulunduğu emir ve yasaklar konusunda “Allah ﷻ’a ve Peygamberi’ne itaat ederse Allah ﷻ onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar.” “İşte büyük başarı”, kıyametteki büyük kurtuluş ve ötesinde hiçbir zafer bulunmayan muzafferiyet budur.

Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâren hâliden fîhâ ve lehu azâbun muhîn.

14· Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.

“Kim” de bu emir ve yasakların bir kısmında bile olsa, “Allah ﷻ’a ve Peygamberi’ne karşı isyan eder ve sınırlarını, bütün hükümlerde belirlenmiş bulunan kanunlarını aşarsa Allah ﷻ onu, devamlı kalacağı, hiç kimsenin dayanamayacağı kadar büyük ve korkunç bir ateşe sokar ve nun için alçaltıcı bir azab vardır.” Yani, onun için bu yakıp kavurucu ismani azabın dışında künhü bilinmeyen başka bir azab daha vardır ki bu, vasfı belirtildiği üzere ruhani bir azabtır.

Cenab-ı Hak   süreklilik   bildiren   kelimeyi   cennetlikler   için   çoğul olarak getirirken, cehennemlikler için tekil getirmiştir. Çünkü tek başına olmakta nefis için yalnızlık ve azab vardır. Bu ise cehennemliklerin haline daha uygundur.

İtaat, dünyevi ve uhrevi istekleri elde etmeye sebeptir. Ashab-ı kehf’in köpekleri, Allah ‘a itaat konusunda onlara tabi olunca, onun da cennete gireceğinin vaad edilmiş olması, itaatin ne kadar şerefli olduğunu sana gösterir.

Lut’un ailesi olunca kötülere yar

Nübüvvet hanedanına verdi zarar.

Ashab-ı Kehf’in köpeği birkaç gün,

Yürümekle insanlarla cennete girdiğini gördün.

Allah ﷻ’a itaat edenlere tabi olanın durumu böyle olursa bizzat Allah ﷻ’a itaat edenlerin durumu nasıl olur dersiniz?

Hatim-i Esam (k.s.) şöyle diyor: “Sen Mevla’nın hizmetine sımsıkı sarıl, dünya sana burnu yere sürtülmüş olarak, ahiret ise seni arzulayarak gelir.”

Şu da Hatim’in sözüdür: “Kim üç şey olmadan üç şeyi gerçekleştirdiğini iddia ederse büyük bir yalancıdır:

Malını infak etmediği hâlde cenneti arzuladığını iddia eden yalancıdır.

Allah ﷻ’ın yasaklarından sakınmadığı hâlde Allah ﷻ’ı sevdiğini iddia eden yalancıdır.

Fakirlere muhabbet beslemediği hâlde Hz. Peygamber ﷺ’i sevdiğini iddia eden yalancıdır. Kul, Allah ﷻ’a ibadet ve taatini artırdıkça O’na yaklaşır ve şeytanın hilelerinden uzaklaşır.” Sırrı Sakati şöyle diyor: “Ma’ruf Kerhi ‘ye Allah ﷻ’a itaat edenlerin bu gücü nereden bulduklarını sordum da bana şöyle cevap verdi: Bu gücü, dünya kalplerinden çıktığı için buluyorlar. Şayet kalplerinde dünya sevgisi bulunmuş olsa bir tek secdeleri bile doğru dürüst olmazdı.”

Nicedir altın ve gümüş elinden düştün esarete

Kimin ki Cemal-i İlahiden nasibi var

Onun gözüne görünür dünya daima murdar.

Zikreyle Hakk’ı, sesinle yak şeytanı

Dikme değerli gözünü dünyaya, onu tanı.

Allah ﷻ kime kendi büyüklüğünü bilmeyi lütfederse, artık O’na tam anlamıyla itaat etmeye mecbur kalır.

Anlatılır ki, İsrailoğullarından bir genç dünyayı terkedip uzlete çekildi şehrin dışında bir yerde ibadet etmeye başladı. Kavminin yaşlılarından birisi, genci evine döndürmek için yanına vardı ve:

-“Ey filan, çok zor, sabredilemeyecek bir işe koyulmuşsun!” dediler. 

Genç onlara:

-“Benim Allah ﷻ’ın huzurunda durmam, bundan çok daha zor.” dedi. 

Yaşlılar:

-“Bütün akrabaların seni özledi. Dolayısıyla onların yanında ibadet en çok daha faziletlidir.” deyince, genç:

-” Allah ﷻ, benden razı oldu mu, uzak yakın herkes razı olur.” dedi. 

Yaşlılar:

– “Sen daha gençsin. Biz ise bu konuda tecrübeliyiz. Senin ucbe kapılacağından endişe ediyoruz’’deyince genç:

-“Nefsini bilene ucüb zarar vermez.” dedi. Bunun üzerine yaşlılardan diğerine yönelerek: “Kalk, bu delikanlıcennetin kokusunu almış, ne desek kabul etmez.” dedi.

Vehb b. Münebbih‘ten rivayet edilir ki: Davud zamanını kendine, eşlerine ve çocuklarına ait olmak üzere programlamıştı. Geceleyin bir saat geçmiyordu ki, o saatte namaz kılıp zikrediyor olmasın. Bir ara Nisa SuresiAyet: 14-15 bakarak kalbinden birtakım düşünceler geçti. Karşısında bir nehir vardı. Allah ﷻ bir kurbağayı şöyle konuşturdu:

“Seni Peygamberlik nimetiyle şereflendiren Zat’a yemin ederim ki Allah ﷻ beni yarattığından beri ayakta ibadet halindeyim. Sevap ummadığım, cezadan da korkmadığım hâlde hiç istirahat etmedim. Senin böyle ucbe kapılmanın sebebi nedir, ey Davud!”

Buradan anlaşılıyor ki iyi biri (muhsin), kendini kötü bilen ve taatinden dolayı ucbe kapılmayan kişidir. Öyle ise mü’mine lazım gelen salih amel işlemek ve amelini görüp beğenmek gibi onu boşa çıkaracak şeylerden ve diğer kötü hastalıklardan korunmaktır. Bu sebepledir ki büyükler, yalnızlığı tercih ederlerdi.

İmam Cafer-i Sadık ve Süfyan-ı Sevri şöyle derlerdi: “Bu zaman, susup evlere kapanma zamanıdır.” Bunu söyleyen Süfyan’a: “Evimize kapanınca rızkımız nereden gelecek peki?” diye sorulunca;

Süfyan: “Allah ﷻ’tan korkun. Çünkü Allah ﷻ kendisinden korkanları onlar hiç çalışıp kazanmasalar da rızıklandırır. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Allah ﷻ kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir.”(et-Talak, 65/2, 3)

Celaleddin Rumi şöyle der:

Gönlünde maişet endişesi taşıma, Hak kapısında isen darlık varmaz yanına


[1] Ahmed b.Hanbel, Müsned, Hadis No: 23623

Bir Cevap Yaz

admin Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *